Sohbet muhabbet sohbet, sohbet odası
Sohbet, Sohbet Odası sohbet, sohbet odası


  • Konu İçeriğini Görebilmek İçin Lütfen Üye Olun. Aksi Takdirde İçeriği Göremezsiniz.

Michelangelo Biyografisi

[ZF] Konu Bilgileri

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Sanatçılar kategorisinde Pati tarafından oluşturulan Michelangelo Biyografisi başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 22 kez görüntülenmiş, 0 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Sanatçılar
Konu Başlığı Michelangelo Biyografisi
Konbuyu başlatan Pati
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan Pati

Pati

Emektar Üye
Özel Üye
Katılım
10 Ara 2020
Mesajlar
475
Tepkime puanı
22
Puanları
18
Konum
Gotham
Takım
Beşiktaş
Burç
Yay

İtibar:

Michelangelo Eserleri ve Hayatı

Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni, 6 Mart 1475’te Arezzo yakınlarında Caprese’de altı kardeşin ikincisi olarak dünyaya gelir. O dönemde Chiusi’nin ve Caprese’nin belediye başkanlığını yapan babası Lodovico di Leonardo Buonarroti Simoni anılarında şöyle der: “O 6 Mart 1475 tarihini bugün gibi hatırlıyorum, bir oğlum dünyaya geldi, adını Michelagnolo koydum; Pazartesi günü, şafak sökmeden dört-beş saat önce doğdu, ben Caprese’nin belediye başkanıyken…”



Babasının görevinin bitmesi nedeniyle, o daha bir aylıkken Floransa’ya taşınırlar. Michelangelo, hem babası hem kocası taşçı olan Settignano’lu bir sütanneye bırakılır. Yaşlılığında Michelangelo, ressam, sanat tarihçisi Giorgio Vasari’ye, “Mizacımda kötü ne varsa Arezzo’nuzun sert havasında doğmuş olmamdan kaynaklanıyor; keza, eserlerimi yaptığım taşçı kalemi ve çekicine olan sevgimi, sütannemin sütünden almışım.” der. Michelangelo, altı yaşındayken annesi Francesca’yı kaybeder.
1608930339595.jpeg


Michelangelo bu eseri yaptığında 13 yaşlarındaydı. Maniyerist üslupta (Rönesans’ın eşitlik, simetri, perspektif ve uyum kalıplarını kırarak daha kuralsız bir hal üslup yaratan, kuralsızlığı ilke edinecek Barok dönemin habercisi bir üslup) yapılan eser, uzun süre Michelangelo’nun o dönem ustası olan Domenico Ghirlandaio’nun eseri zannedilir. Eserde, kendini Hristiyanlığa adayıp yalnızlık içinde yaşamaya karar veren Aziz Antonio’nun çölde saldırıya uğradığı şeytanlar ve kötü ruhlar ile olan mücadelesi sahnelenmiştir. Resimde mesaj ön planda tutulmuştur, doğa betimi ise ikinci plandadır.

Michelangelo’nun ilk öğretmeni, Francesco da Urbino adındaki bir hümanistti. Floransa’da Latince dersleri veren bu kişinin Michelangelo’ya çok büyük yararı olmaz. Sanatçı, okuma yazmayı öğrenir; ama Latince’nin temel kurallarını öğrenmediği kesin. Daha sonraları, Michelangelo şunu itiraf edecektir: “Beni çizim yapmaya ve ressamlardan bir şeyler öğrenmeye çeken Tanrı’nın gücüne karşı koymam olanaksızdı.”







Madonna of the Stairs, 1492 (Michelangelo’nun henüz 15 yaşındayken yaptığı Merdivendeki Meryem adlı rölyefi)

Michelangelo, Floransa’nın en önde gelen ustalarından biri olan Domenico Ghirlandaio’nun işlek atölyesine çırak olarak verildiğinde on üç yaşındaydı. Ghirlandaio’nun atölyesinde, mesleğin tüm ince noktalarını, sağlam bir fresko tekniğini ve iyi bir çizim temeli kazanır. Fakat bildiğimiz kadarıyla çırak olarak pek mutlu günler geçirmemiştir. Ghirlandaio yapıtlarında, özel sanatsal değerlerden çok çağın renkli yaşamını yansıtır. Oysa Michelangelo’nun sanat hakkındaki düşünceleri daha farklıydı. Ghirlandaio’nun kolay tarzını öğrenmek yerine, Giotto, Masaccio, Donatello gibi geçmişin ustalarının yapıtlarını ve Medicilerin koleksiyonunda görebildiği Yunan ve Roma heykel ürünlerini inceler. Güzel insan vücudunu, tüm kasları ve kirişleriyle birlikte hareket içinde betimlemesini bilen antik heykelcilerin sırlarını öğrenmeye çalışır. Michelangelo, ertesi yıl 14 yaşında, uzaktan akraba da olduğu Floransa yöneticisi Lorenzo de Medici’nin himayesinde sanat hayatına başlar.



1608930392555.jpeg


Sanat ve edebiyatta sıkça işlenen Sentorlar ve Lapithler arasındaki savaşı yansıtan rölyefi. Yunan mitolojisinde Sentorlar yarı insan, yarı at bedenli yaratıklardır. Lapithler ise savaşçı bir Teselya kavmidir. Kralları İksion’dan ötürü Sentorlarla hem komşu hem de akraba sayılırlar. Sentorları Peirithoos’un düğününe davet ederler. Sentorlar, burada bulunan kadınlara ve hatta gelinin kendisine açıkça sarkıntılık edince bu savaş patlak verir. Michelangelo bu mitolojik öyküyü, farklı bir biçimde aktarmış, hatta neredeyse anlaşılmaz hale getirmiştir. Michelangelo’nun betimlediği karakterlerin kimlikleri de tam olarak açık değildir. Sahnenin altında merkezin hemen solunda bir sentorun kalçası vardır ve başka yerlerde bir atın ayağı ya da kuyruğu görülür, ama hangi karakterlerin insan hangilerinin sentor olduğunu söylemek kolay değil.





Angel on the Shrine of Saint Dominic, Basilica of Saint Dominic, Bologna, İtalya, 1495

Lorenzo de’ Medici’nin ölümünün ardından yönetim 1492’de oğlu Piero de’ Medici’ye geçer. Michelangelo’nun saray günleri sona erer. 1494’te Bologna’ya giderek soylu Gianfrancesco Aldrovandi’de yaklaşık bir yıl boyunca misafir olur. Aldrovandi’nin yardımıyla ilk siparişini alır. Dominiken mezhebinin kurucusu Aziz Dominikus’un mezarı için Aziz Petronius, Aziz Proculus ve Şamdan Taşıyan Melek heykellerini yapar. Bu erken dönem heykelcikleri, güçlü anatomisi çalışılmış vücutlar, dökümlü, süslü kıyafetlerle Michelangelo’nun tipik üslup özelliklerini gösterir. 1496’da ilk Roma seyahatine çıkar. Roma sanatının antik güzelliğinin etkileri bu dönem eserlerinde görülür. Bacchus ve Pietà Roma’daki ilk iki eseridir.








Bacchus, 1497

Bacchus, Roma mitolojisinde Şarap Tanrısı’dır. Bacchus’un sağ elinde şarap kadehi, sol elinde ve saçında da üzüm salkımları görülür. Bacchus’un sol elinin arkasında duran ve üzümlerini yiyen çocuk figürü ise Bacchus’un simgelerinden biridir. İnsan gövdeli, keçi bacaklarına sahip satirler, Bacchus kültünün önemli parçasıdırlar ve Bacchus’un beraberinden ayrılmazlar. Satir, mitolojide belden üstü insan biçiminde, belden aşağısı ise at veya keçi biçimindeki yarı tanrılardır.



1608930572951.jpeg


Pietà, 1500

Michelangelo’nun gençlik yıllarının en mükemmel eserlerinden Pietà, Hz. İsa’nın çarmıhtan indirildiğinde Hz. Meryem tarafından kucaklanmasını tasvir eder. Heykel, aynı konuyu işleyen heykellerden farklı olmasıyla ve işlenişindeki ustalıkla dikkati çeker. Meryem’in üzüntüsünü dışarı uzanmış eliyle ifade eder. Meryem’in yüzünü onun uzun kaftanının kıvrımlarıyla daire içine alarak, ruhsal bir görünüm kazandırır. Meryem’in elbisesindeki katlar, İsa’nın saçının dalga dalga dökülmesi ve elindeki çivi izi, kollarındaki damarlar, parmakların canlı dokusu etkileyici ayrıntılardır. Michelangelo’nun üstüne imzasını kazıdığı tek heykeldir; ancak daha sonra heykelin güzelliğini bozduğunu düşünüp, başka hiçbir eserine imzasını atmamıştır.

Michelangelo, anatomi yasalarını, antik heykel sanatından öğrenmekle yetinmez. İnsan anatomisini inceler, kadavra keserek ve gerçek modellerden çizim yaparak çalışır. Bir sorun üzerinde yoğunlaşma yeteneği ve belleği olağanüstü olmalıydı, çünkü kısa bir zaman sonra çizmekte zorlandığı bir duruş ya da hareket kalmamıştır.








Madonna and Child, 1501-05

Michelangelo resim, heykel ve mimariden oluşan üçlü sanatın ustasıdır. Michelangelo sanatın her şeyden önce bir yaratım olduğunu, bireysel olarak esinlenmeye bağlı olduğunu, sanatın bir ilham işi olduğunu ve sanatın kopyalama olmadığı yönünde bir tutuma sahiptir. Michelangelo Yeni Platonculuğu tamamen benimsemiştir ve bunu bir felsefi sistem olarak değil, aynı zamanda kendi öz benliğinin metafiziksel izahı olarak görmüştür. Eserleri Yeni Platoncu tutumu sadece biçimlerde ve motiflerde, değil ikonografi ve içerikte de yansıtır. Michelangelo’nun gerek hayatta gerekse sanatta karşısında yer alan Leonardo da Vinci, Yeni Platonculuğa taban tabana zıt bir felsefe öne sürer. Yeni Platonculuk, Platon felsefesinin, Pythagoras ile Aristoteles felsefeleriyle, stoacı öğretiler ve dönemin dinsel inançlarıyla (özellikle doğu dinleri ile Hristiyanlık) harmanlanmasından oluşur.

Eserlerinde güzel Yunan tanrılarını betimlese de, pek çok çizimi çirkin figürler de içermektedir. Michelangelo ideal formları ararken kendini estetik hazlarla kısıtlamamış, şık giyimli figürler, güzel kadınlar yerine bu dünyayı aşan yücelikte her türlü çarpıcı formu ortaya koymuştur. Michelangelo için gerçek sanat eseri ilahi kusursuzluğun gölgesidir. Tam da Platon’un mağara alegorisini anımsatan bu ifadesinden de, çevremizdeki varlıkların gerçekçi betimlemeleriyle değil, kusursuz formların anlatımıyla ilgilendiği görülmektedir.







David, 1501-1504

Floransa yöneticileri, ellerindeki mermer bir bloktan bir Davut heykeli yapılmasına karar verir, mermer üzerinde çalışmaya başlayan ilk usta mermeri yontmaya başlar, ama daha sonra işi bırakır. Michelangelo mermeri bu aşamada alır. Heykelin anlattığı öykü Kutsal Kitap’ta Davut ile Golyat’ın savaşı ile ilgili bölümdür. Golyat, kimsenin karşısına çıkmaya cesaret edemediği üç metre boyunda bir savaşçıdır. Buna karşın genç ve çelimsiz bir çoban olan Davut, onunla savaşma cesareti gösterir. Davut daha önce hiç savaşta yer almamıştır, öyle ki kral Saul’un kendisine verdiği zırh ve kılıcı taşıyamaz, onlarla yürüyemez ve onları çıkarttıktan sonra çoban kıyafetiyle Golyat’ın karşısına çıkar. Ancak sapanıyla başına taş attığı Golyat sersemleyip yere düştüğünde, gidip başını keser. Davut’un kılıcı bile yoktur; kullandığı kılıç Golyat’ındır. Öyküden çıkarmamız beklenen ders ise önemli olanın fiziksel olarak güçlü görünmek değil, Tanrı’nın sevgili kulu olmak olduğudur.

Michelangelo, hikayeye yaratıcı bir katkı yapar ve o dönemin geleneklerine aykırı bir iş ortaya çıkarır. Öncelikle ortaya çıkan eser Golyat’ı içermez. Daha önce yapılmış ister resim ister heykel olsun hiçbir Davut temalı eserde, Golyat tümüyle görmezden gelinmemiştir. Davut’un çoban torbası heykelde yer almadığı gibi sapan da ancak arkadan bakıldığında görülebilmektedir; öyküde söz edilen beş çakıl da sağ avucunun içinde saklıdır. Önden bakıldığında elinde tuttuğu şeyin bir sapan olduğu anlaşılmamaktadır. Bütün bu ayrıntılardan çok daha önemli bir sorun ise, Davut’un çelimsiz bir ergen olmak şöyle dursun, atletik yapıda ideal ölçülerde bir figür olarak ortaya konmuş olmasıdır. O dönem için bu son derece devrimci bir tutumdu. Her ne kadar aralarında Leonardo da Vinci’nin de bulunduğu kurul eserin bir başyapıt olduğunu kabul etse de, heykel sergileneceği yere taşınırken kimileri tarafından taşlanmıştır. Antik Yunan heykellerini taklit edip bir Yunan tanrısı heykeli ortaya koymuştur. Heykelin aslında bir Antik Yunan heykeli olarak tasarlanmış oluşunun bir diğer göstergesi de çıplak olmasıdır. Ancak kendisine verilen işi yapmış görünmek için de heykelin eline bir sapan yerleştirmiştir.
 
Üst Alt